Anasayfa · Ankara · Sağlık
"Karaciğerdeki kanserin kaynağı başka organ olabilir"

Karaciğerde tespit edilen kötü huylu bir tümörün kaynağı her zaman karaciğerin kendisi olmayabiliyor. Özellikle kalın bağırsak, mide, pankreas, meme ve akciğer gibi organlarda gelişen kanserler, hastalığın seyri sırasında karaciğere yayılabiliyor. Üstelik karaciğerdeki bazı tümörler uzun süre belirgin bir şikâyete yol açmadan gelişebiliyor. Güven Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Işık, karaciğerde saptanan bir kitlenin kaynağının belirlenmesinin tedavi sürecindeki en önemli aşamalardan biri olduğunu belirterek, "Karaciğerde kötü huylu bir tümör tespit edildiğinde yalnızca kitlenin büyüklüğüne veya yerleşimine bakmıyoruz. Tümörün karaciğerin kendi dokusundan mı geliştiğini, yoksa başka bir organdan mı yayıldığını belirlemek tedavi yaklaşımını doğrudan etkiliyor" dedi.
Kalın bağırsak kanserleri karaciğere sık yayılıyor
Karaciğerin vücuttaki kan dolaşımı ve metabolik işlevleri nedeniyle bazı kanserlerin yayılımında önemli bir hedef organ olduğunu belirten Prof. Dr. Burak Işık, özellikle sindirim sistemi kanserleri ile karaciğer metastazları arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Karaciğerde görülen kötü huylu tümörlerin primer ve metastatik olmak üzere iki ana grupta değerlendirildiğini ifade eden Işık, şu bilgileri verdi:
"Primer karaciğer kanserleri, karaciğerin kendi hücrelerinden veya karaciğer içindeki safra yollarından gelişir. Hepatosellüler karsinom ve intrahepatik kolanjiyokarsinom bu grupta yer alır. Metastatik tümörler ise başka bir organda başlayan kanserin karaciğere yayılması sonucunda ortaya çıkar. Klinik uygulamada metastatik karaciğer tümörleriyle daha sık karşılaşıyoruz. Özellikle kalın bağırsak kanserleri karaciğere sık metastaz yapabiliyor. Bunun temel nedenlerinden biri, bağırsaklardan gelen kanın portal ven sistemi aracılığıyla karaciğere taşınmasıdır."
Karaciğerdeki tümörün kaynağı tedaviyi değiştiriyor
Karaciğerde saptanan her kötü huylu tümörün aynı yöntemle tedavi edilmediğini vurgulayan Işık, kanserin başlangıç noktasının belirlenmesinin tedavi planlamasında kritik önem taşıdığını söyledi.
"Karaciğerin kendi dokusundan gelişen bir kanserle kalın bağırsaktan karaciğere metastaz yapmış bir kanseri aynı şekilde değerlendiremeyiz. Hastalığın biyolojik özellikleri, yaygınlığı ve uygulanabilecek tedaviler birbirinden farklıdır. Bazı hastalarda cerrahi ön plandayken bazı hastalarda sistemik tedaviler veya girişimsel yöntemler tercih edilebilir. Özellikle uygun hastalarda karaciğer metastazlarının cerrahi olarak çıkarılması, tedavinin önemli bir parçası olabilir."
Belirti vermemesi hastalığın olmadığı anlamına gelmiyor
Karaciğer tümörlerinin erken evrelerde belirti vermeyebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Işık, hastaların bir bölümünde tümörlerin başka nedenlerle yapılan görüntüleme incelemeleri sırasında tespit edildiğini belirtti. Karaciğerin işlevsel kapasitesi nedeniyle bazı tümörlerin belirli bir büyüklüğe ulaşana kadar belirgin yakınmalara neden olmayabildiğini ifade eden Işık, şöyle konuştu:
"Karaciğer tümörleri bazen uzun süre sessiz seyredebilir. Hastalık ilerledikçe karın sağ üst bölümünde ağrı, dolgunluk hissi, iştahsızlık, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik ve bazı durumlarda sarılık ortaya çıkabilir. Ancak bu belirtiler karaciğer kanserine özgü değildir. Özellikle daha önce kanser tanısı almış hastalarda karaciğerde yeni saptanan bir lezyonun dikkatle değerlendirilmesi gerekir."
İyi huylu tümörlerde de cerrahi gerekebiliyor
Karaciğerde görülen her kitlenin kötü huylu olmadığını belirten Işık, hemanjiyom, fokal nodüler hiperplazi, hepatik adenom ve karaciğer kistleri gibi iyi huylu oluşumların da sıklıkla görüntüleme incelemelerinde saptandığını söyledi. İyi huylu lezyonların büyük bölümünün tedavi gerektirmeden izlenebildiğini ancak bazı durumlarda müdahale gerekebileceğini ifade eden Işık, şu değerlendirmede bulundu:
"İyi huylu karaciğer tümörlerinin önemli bir bölümü herhangi bir şikâyete yol açmaz. Bununla birlikte tümörün türü, büyüklüğü, zaman içerisindeki değişimi ve çevre dokular üzerindeki etkisi tedavi kararını değiştirebilir. Özellikle bazı hepatik adenomlarda kanama veya kötü huylu dönüşüm riski nedeniyle cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Bu nedenle iyi huylu olduğu belirlenen bir kitlenin de özelliklerine göre değerlendirilmesi önemlidir."
Her hastada ameliyat gerekmiyor
Karaciğer tümörlerinin tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Işık, genel cerrahi, radyoloji, medikal onkoloji ve ilgili diğer uzmanlık alanlarının birlikte değerlendirmesiyle tedavi planının oluşturulabildiğini belirterek "Karaciğerde tümör tespit edilmesi mutlaka ameliyat yapılacağı anlamına gelmez. Cerrahi tedavi kararı verilirken tümörün sayısı, büyüklüğü, yerleşimi, karaciğerin işlevsel kapasitesi ve hastanın genel durumu dikkate alınır. Uygun hastalarda cerrahi tedavinin yanı sıra ablasyon yöntemleri, girişimsel radyolojik uygulamalar ve sistemik tedaviler de değerlendirilebilir" dedi.
Doğru tedavi için önce tümörün kaynağı belirlenmeli
Karaciğerde tespit edilen kitlelerin değerlendirilmesinde yalnızca görüntüleme bulgularının değil, hastanın mevcut hastalıklarının ve tıbbi geçmişinin de önem taşıdığını belirten Işık, sözlerini şöyle tamamladı:
"Karaciğerde saptanan bir kitlenin iyi veya kötü huylu olduğunun belirlenmesi ilk aşamadır. Kötü huylu tümörlerde ise hastalığın nereden kaynaklandığının ortaya konulması gerekir. Çünkü aynı organda görülen iki farklı tümör, tamamen farklı tedavi yaklaşımları gerektirebilir. Doğru tanı ve uygun evreleme, hastaya en uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesinde temel rol oynar."